Tarih, volkan ve Akdeniz gecesi bir arada.
Antik tiyatronun taş kalıntılarında bir kadın duruyor; gece konserinden sonra kalabalık dağılmış, uzakta Etna Yanardağı’nın kızıllığını izliyor.
Gece soğuyan antik taşların mineral ve serin kokusu, aşağıdan gelen Akdeniz’in tuzlu ve ferah havasıyla birleşiyor. Hafif rüzgar, yamaçlardaki badem ve portakal ağaçlarının tatlı ve kremsi aromalarını, volkanik toprağın hafif biberli ve sıcak kokusuyla harmanlayarak burnuna taşıyor. Ortaya çıkan koku, hem doğanın hem tarihin güçlü ve büyüleyici dokusunu yansıtıyor.
Bu koku dramatik ve büyüleyici.
Üstteki portakal ve badem notaları, açılışı tatlı ve sıcak yapıyor. Kalpteki beyaz çiçek ve kremsi tonlar, Akdeniz’in gece ferahlığını ve kadınsı zarafeti taşırken; dipteki odunsu ve baharatlı dokular, taş ve volkanik toprakla birleşip kalıcı ve sofistike bir iz bırakıyor.
Bu bir tiyatro ziyareti değil.
Bu bir gece ve doğa ritüeli.