Çölün yakıcı nefesinden, zirvenin kadim ve buz gibi gölgesine.
Gücünü sessizliğinden ve dayanıklılığından alan, karmaşadan uzaklaşıp doğanın en saf haliyle bağ kuran bir erkeğin kokusu. Marakeş’in labirent sokaklarını ve tozlu sıcağını geride bırakıp Atlas Dağları’nın devasa sedir ormanlarına sığınan, göğe uzanan ağaçların altında nefes alan bir duruş. Köklü, güven veren ve sarsılmaz. Yanındayken her şey biraz daha dingin.
Fas’ın kalbindesin. Aşağıdaki kızıl şehrin uğultusu yerini yükseklerdeki o derin sessizliğe bırakıyor. Hava burada cam kadar berrak ve buz gibi. Devasa gövdelerin arasından süzülen o kuru, taze çekilmiş bir kalem yongasını andıran karakteristik sedir ağacı kokusu tüm ciğerlerini dolduruyor. Reçineli iğne yaprakların, güneşle ısınan odunsu gövdelerin ve tertemiz dağ havasının o asil birleşimi...
Bu koku yapay değil. Bu koku gürültülü değil. Bu koku köklü.