Yaralı bir tarihin küllerinden doğan, siyah bir palto kadar asil ve kusursuz.
Geçmişin izlerini gizlemeyen, aksine o yaraları birer rütbe gibi üzerinde taşıyan, dik duruşundan asla taviz vermeyenlerin kokusu. Kurfürstendamm’ın lüks vitrinlerinin bittiği yerde, o meşhur "Yıkık Kilise"nin gölgesinde... Bir yanda bombayla parçalanmış asırlık taş kule, diğer yanda geleceği temsil eden petek dokulu mavi cam bina. Acımasızca dürüst, jilet gibi keskin ve sarsılmaz. Yanındayken her şey biraz daha dramatik ve vakur.
Berlin’desin. Gece yağmuru yeni yağmış; gökyüzünün o buz gibi, kobalt mavisi neon ışığı ıslak asfalta vurup yansıyor. Bombadan parçalanmış tarihi taşların o isli, asırlık ve yanık kokusu, caddeden süzülüp geçen siyah lüks arabaların sıcak motor ve deri kokusuyla çarpışıyor. Bu koku, yıkılmayan bir ruhun ve en karanlık gecede bile parlayan o siyah silüetin hikayesidir.