İmparatorlukların mirası, botanik bir cennetin kalbinde yeniden canlanıyor.
Kültürel bir derinliğe sahip, gücünü sadece soyundan değil zarafetinden alan, egzotik bir lüksün temsilcisi olan erkeğin kokusu. Prens Muhammed Ali’nin Manial Sarayı’nda, Osmanlı’nın vakuru ile Pers’in ihtişamının kesiştiği o büyüleyici noktada atılan bir adım... Nadide bitkilerin gölgesinde, tarihin en asil sayfalarında bir yürüyüş. Mağrur, sofistike ve zamansız. Yanındayken her şey biraz daha masalsı.
Kahire’desın. Nil’in hayat veren o nemli nefesi sarayın bahçesinden içeri süzülürken, devasa Banyan ağaçlarının ve dünyanın dört bir yanından getirilmiş egzotik bitkilerin o yoğun, yeşil ve canlı kokusu seni sarmalıyor. Bahçenin sıcağından sarayın içine adım attığında, altın ve turkuaz çinilerin o huzurlu serinliği tenine değiyor. Bu koku, modern bir prensin kadim hikayesidir.
Bu koku sıradan bir oryantal değil. Bu koku gürültülü değil. Bu koku görkemli.