Gustav Klimt’in "Altın Dönem" tablolarından fırlamış zamansız bir ikon; bir sanat galerisinin açılışında, altın rengi bir elbise içinde eriyen o dokunulmaz ve büyüleyici ışık.
Viyana’nın o ağırbaşlı sanat dünyasında, köpüklü aldehitlerle etrafa metalik ve sıcak bir ışık saçanların kokusu. Belvedere Sarayı’nın o yüksek tavanlı salonlarında yürürken, teninden yükselen o pudralı ve kristalize ferahlık... Sanatsal, mesafeli ve sarsılmaz. Yanındayken her şey biraz daha parıltılı, daha aristokratik ve bir tablo kadar ulaşılamaz.
Viyana’dasın. Şehrin o klasik ruhu, narenciye ve neroli dokunuşuyla teninde bir mücevher gibi parlıyor. Klimt tablolarındaki o gerçek altın varakların ışıltısı, tenindeki aldehitlerin o metalik pırıltısıyla eşleşiyor. Dipteki pudralı iris ve sandal ağacı; yüzyıllık bir tablonun üzerindeki o değerli yağlı boya dokusunu ve eski lüksün kokusunu modern bir zarafetle tenine mühürlüyor. Bu koku; gürültülü bir gösterişten ziyade, yüzyılları aşan bir es Devamını Göster